• Efe Tuncay

Netflix, LGBTQ & Azınlıklar

Netflix evrenine hoş geldiniz. Bu evrende her arkadaş grubunda en az bir zenci, bir Asyalı, bir eşcinsel ve bir tane kendi ayakları üstünde duran güçlü kadın figürü var.


Karakterlerin sahip oldukları sıfatlar haricinde hikayede pek bir yerleri yok. Sanki yol kenarına yerleştirilen sahte polis arabası tabelası gibi bir anlığına dikkatinizi çekip frene basmanız için varlar.


Netflix Markasının Logosu

Amerika'nın bir dönem Amerikan bayrağı gözüken filmlere çeşitli imtiyazlar tanıması gibi, sanki Netflix'in de imtiyaz kriterleri var.

Pek çok kişi Netflix'in ve diğer ana akım dijital yayın platformlarının farklı cinsel yönetimleri ve azınlıkların toplum içindeki yerlerini Dünya milletlerinin gözünde normalleştirmek için bir algı operasyonuna giriştiği yönünde hemfikir. Ama ben buna pek katılmıyorum. Hatta farkında olarak ya da olmayarak, aksi yönde bir strateji izlediklerine inanıyorum. Neden mi?


Bir şeyi normalleştirmek, onu mantık temeline oturtmak ile mümkündür. Örneğin bir karakter yaratırsınız. Seyirci bu karakterin mücadelesine tanık olur. Hayat motivasyonunu, karşılaştığı sorunları, bu sorunların nasıl üstesinden geldiğini görür. Onunla empati kurar. Bu süreç içinde aynı zamanda eşcinsel olduğuna değinilir. Bu, seyirciyi rahatsız etmez. Hatta öncesinde karakterle empati kurup onun sorunlarına ortak olduğu için, ona sempati bile besleyebilir. Ancak siz gidip de tek niteliği eşcinsel olmak olan bir karakteri olay örgüsüne bir ilan panosu gibi dahil edip hikaye anlatısına katkı sağlamadan çıkarttığınızda, bu kör göze parmak suni bir yaklaşım oluyor.

İnsanların tepki gösterdiği şey de aslında bu yapaylık. Yoksa kimse bir zencinin şirket sahibi olamayacağını, bir kadının kendi ayakları üstünde duramayacağını, eşcinsellerin toplum içinde bir yeri olmadığını iddia etmiyor. Ancak azınlıklardan yapılmış suni bir kolaj çalışmasına da tanık olmak istemiyorlar.

Diğer taraftan bir dizi ya da film sizin hayat görüşünüze uymuyor diye yasaklanmasını istemek de bir o kadar yanlış. Bu noktada insanın kendisine şunu sorması gerektiğini düşünüyorum.

"Benim ideolojik görüşüm, cinsel yönelimim, manevi duygularım izlediğim basit bir kurmaca film ile sarsılıyorsa, bu kavramlar yeterince güçlü temeller üzerine inşa edilmiş midir?"

Efe Tuncay